Mutlu yıllar Herr Hegel…

Bugün Frederick Hegel’in dogum günü. Bu adam kim diyorsanız, lütfen okumaya devam edin.

Frederick Hegel  27 Agustos 1770’te  Stuttgart’ın bir kasabası olan, Württemberg’de orta halli bir ailenin çocugu olarak doğmuştur.  Tübingen Üniversitesinde, felsefe, klâsik edebiyat ve ilâhiyat öğrenimi görmüş, bu sürede Schelling ve Hölderlin ile tanışmıştır. Yine aynı dönemde Fransız devriminin etkisinde kalarak kilisede çalışmak yerine  Bern’e yerleşerek özel dersler vermeye başladı. Bu esnada Kant felsefesini inceledi ve Hıristiyanlık üzerine  metinler yazdı.

1801’de Jena’ya giderek üniversite öğretim üyesi olan Hegel, Tübingen’den arkadaşı olan  Schelling’in üniversitede verdiği derslere katıldı. Onunla beraber  bir  edebiyat gazetesi olan Eleştirili Felsefe Gazetesi’ni kurdu. Bu gazetede Kant’ın, Fichte’nin, Schelling’in eserleri ve şüphecilik üzerine yazılar yazdı.   1805’te profesörlüğe getirildi, ve bu period içinde Schelling’le ciddi düşünce ayrılıklarını farkederek kendi Felsefe Sistemini kurmaya başladı. 1807’de ünlü eseri Ruhun Fenomenolojisi  adlı ilk eserini yazdı. 1808’de Nürnberg’e giderek bir ortaöğretim kurumuna müdür oldu, bu görevi sürdürdüğü sekiz yıl süresince düşüncelerini Felsefeye Hazırlık  adlı eserinde yazıya geçirdi.

Tanınırlığı hızla artan Hegel 1816’da Heidelberg Üniversitesinin felsefe kürsüsüne geçti. Ana Çizgileriyle Felsefe Bilimleri Ansiklopedisi adlı eserinde felsefesini bir bütün olarak açıkladı. 1818’de ise  artık tüm Avrupa’nın tanıdığı bir isim olarak Berlin Üniversitesinde Ficthe’nin ölümünden beri boş olan felsefe kürsüsünü devraldı. Aynı yıl Hukuk Felsefesinin İlkeleri adlı eserini yayımlandı. İktisâdî ve siyâsî toplum anlayışını bu eserde ortaya koydu. İktidârın kullanılmasının mantıklı biçimi olarak düşündüğü monarşik meşrutiyetler dışındaki diğer sistemleri eleştirdi. 1818’den ölümüne kadar Berlin Üniversitesindeki felsefe profesörlüğü sırasında kendi geliştirdiği felsefe sisteminin  târih felsefesi, felsefe târihi, hukuk felsefesi, din felsefesi bölümlerini öğretti. Hegel, 1831’de Prusya Hükümdarı Friedrich Wilhelm tarafından bir madalyayla onurlandırıldı.  14 Kasım 1831’de , tutulduğu kolera hastalığından kurtulamayarak Berlin’de öldü.

Hegel’in Görüşleri

Hegel’in kurduğu sisteme ‘diyalektik mantık’ denmektedir. Buna göre bir tez, karşısındaki başka bir tezle yani anti-tezle karışır, ve bundan yeni bir anlayış doğar , buna da sentez denilir. ( Burası bayağı karışık işte )

Hegel, Kant’ın felsefesine inanmakla beraber onun görüşlerini eksik bulmakta idi. Hegel Kant’ın tersine insanların her şeyi öğrenebileceklerine inanmıştı. Ona göre dünya  , mantık’a dayanmaktadır; insanlar mantığın sınırlarını çözdükleri zaman  insalığın sınırlarını da çözmüş olacaklardırı. Hegel’in anlayışına göre,  tek canlı felsefe ,  çelişmelerin  felsefesidir. Çiçek, meyvanın ortaya çıkmasına yol açar, ama meyvenin ortaya çıkması için de, çiçeğin ortadan kalkması gerekir. Demek ki ölüm hem ortadan kaldırmadır, hem yeniden doğuşu sağlayan koşuldur. Bu düşüncenin izdüşümü onun  siyaset konusundaki görüşlerinede yansımıştır.

Öteki Alman idealistleri gibi Hegel de tek başına Kantçı ilkelerle kendi içinde bütünlüklü bir “gerçeklik kuramı” oluşturmanın olanaksız olduğu düşüncesiyle Kant’ın eleştirel felsefesinin felsefe sorularına çözüm olmadığı inancındadır. Kendinden önceki idealistlerde olduğu gibi oda kendi içinde bütünlüklü bir gerçeklik kuramı, tek bir ilkeden ya da tek bir konudan başlayarak bütün gerçeklik biçimlerini dizgeli bir biçimde açıklayabilen kurama inanmaktadır.  Ona göre gerçeklik biçimleri fıziksel maddelerle,  yada organik yaşam biçimleriyle sınırlı değildir , toplumsal ve siyasal örgütlenme biçimleri,  felsefe ile din gibi kültürel olgularda de bu kavram içinde yer alır. Kısacası Hegel , felsefesini oluştururken, felsefenin ana görevinin bütün bu çeşitli gerçeklik biçimlerini tek bir ilkeden yola çıkarak açıklayacak bir düşünce yapısı kurmaktan geçtiğini öngörmektedir. Bu öngörünün altında yatan  ana öncüllerden biri, hiç kuşkusuz Hegel ‘in ancak böylesi bir  sistemin, inancın yerini bilginin almasına olanak tanıyacağını farketmiş olmasıdır. Çoğuna göre bu düşünüşüyle Hegel , inanç ile bilgi arasındaki ayrışmaya karşı , bilgiden yana aldığı tutumla, öncelikle Alman Aydınlanmasına, daha özeldeyse Alman İdealizminin sınırlarına dahil olmuştur.

Hegel ‘e göre bütün gerçekliği açıklayan temel ilke Akıl’dır. Hegel’in bundan en genel anlamda anladığı, tek bir özneye yüklenebilecek belli türden bir nitelik ya da yeti değildir. Tam tersine ona göre Akıl tüm gerçekliğin bir toplamıdır. Bu düşünce uyarınca Hegel , akıl ile gerçekliğin özdeş olduğunu, birbirlerinden şu ya da bu biçimde ayrılarak düşünülmelerinin olanaksız olduğunu ileri sürer: Ona göre “Akılcı olan gerçek, gerçek olan da Akılcıdır” . Hegel, Aklı gerçekliğin toplamı olarak tanımlamakla birlikte, bu anlayışının Spinoza ‘nın Etika’sinda  kendi basina varolan, kendisini teşkil edecek baska bir fikrin yardimi olmaksizin hakkinda fikir edinilen Cevherin doğrultusunda anlaşılmaması gerektiğini özellikle belirtir. Buna göre aklın, Spinozâ nın cevherinden ayrı olarak, enson amacı aklın kendisini tanıması olan bir gelişim süreci olarak anlaşılması gerekmektedir. Akıl gerçekliğin bütünü olduğu için bu en son amaç ancak akıl kendisini bütün gerçeklik olarak tanımladığında gerçekleşmiş olacaktır. İşte felsefenin temel amacı da aklı kendi bilgisine taşıyan bu sürece ilişkin, bu sürecin duraklarına, aklın hangi aşamalardan nasıl geçtiğine ilişkin tutarlı bir açıklama sunmaktır. Açıkça görüldüğü üzere Hegel daha düşünüşünün başında akıl kavramı ile bu kavramın gerçekleşme süreci arasında kesin çizgilerle bir ayrım yapmaktadır.

Hegel, “Akıl” kavramını ayrıntılarıyla açıklama ödevini kurduğu felsefe dizgesinin “Mantık Bilimi” adını verdiği bölümünde gerçekleştirmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde “Akıl” kavramının çeşitli ögeleri tartışılarak sistemli bir bağlama yerleştirilmektedir. Öte yanda bu kavramın gerçekleşme sürecini Hegel, sisteminin öteki iki bölümünü oluşturan “Doğa Felsefesi” ile “Tin Felsefesi” bölümlerinde kapsamlı bir biçimde incelemektedir. Doğa Felsefesi” temelde doğal nesneleri bütün yönleriyle gittikçe karmaşıklaşan bir olgular dizgesi olarak betimleme amacı üstüne kurumuştur. Burada kurulan model en basit kavramlar olan uzay, zaman ve madde kavramlarıyla başlar, ve en sonda , en karışık olarak görülen canlı organizması ile kapanır. Buna karşı Tin Felsefesi” çeşitli ruhbilimsel, toplumsal ve kültürel biçimler üzerine odaklanmaktadır. Burada temelde ana düşünce, tinsel olgular gibi ideal şeylerin varlığın kişilerin bireysel bilinçlerinin öznel yaşantılarına bağlı olarak tanımlanamayacağı, bunun için bağımsız, nesnel bir varlığın gerekli olduğudur.

Devlet Felsefesi

Hegel ‘in devlet ve tarih felsefesi onun felsefesinin görece olarak daha kolay anlaşılır bölümlerini oluşturduklarından çoğunlukla çok daha büyük bir ilgi çekmişlerdir.

Devlet’in nesnelleşmiş zihin olduğunu ileri süren Hegel , buna karşı tutkuların ve önyargıların  egemenliği altındaki bireysel zihnin ancak belli ölçülerde özgür olabileceğini savunmaktadır. Bu yüzden yetkin anlamda özgür olmayan bireysel zihin, yurttaş olarak kendisine ait olan tam özgürlüğüne kavuşabilmek için kendisini özgürlüğün karşı olan zorunluluğun boyunduruğu altına sokmaktadır. Söz konusu zorunluluğun boyunduruğu ile karşılaşılması öncelikle ötekilerin haklarının tanınmasında, sonra ahlâkta, en sonunda da temel kurumu aile olan toplumsal ahlâkta kendisini göstermektedir. Ona göre ailelerin bir araya gelmesi sivil toplumu oluşturmakla birlikte, bu örgütlenme biçimi Devlet ile karşılaştırıldığında son derece büyük eksikleri vardır. Devlet bu noktada düşüncenin en yetkin biçimiyle gövdelenmiş halidir. Devlet’ in oluşumunun bir yerde anayasanın yapılması ile eş anlama geldiğini belirten Hegel, Devlet’in öteki devletler ile ilişkilerinde uluslararası hukukun yazılmasına paralel olarak hayata geçtiğini dile getirir. Hegel ayrıca anayasanın ulusun ortak ruhunu oluşturduğunu, hükümetin ise bu ortak ruha bir gövde verilmesi olduğunun altını çizdikten sonra, tarihe bakıldığında her ulusun kendisine özgü bir ruhu , gerçeği bulunduğunu, en büyük suçların bir ulusun bu özelliklerini hiçe sayan tiranlar ile imparatorlar tarafından işlendiği saptamasında bulunmaktadır. Savaş bu bağlamda Hegel ‘e göre siyasette ilerleme için kaçınılmaz bir olgu, daha da önemlisi vazgeçilmez bir araçtır. Bir başka deyişle, savaşın kaçınılmazlığı farklı devletler arasında baş gösteren uyuşmazlığın derinleşerek bunalıma dönüşmesinin doğal bir sonucudur.

Hegel ‘in tarih felsefesinde, tarihin en genel anlamda üç aşamadan geçer:

(ı) tek kişinin kayıtsız koşulsuz egemenliğinin doğal sonucu olarak özgürlüğün bastırılması aşaması olan “Oryantal Monarşi”;

(ıı)özgürlüğün dengesiz bir demagoji içinde yayılım göstermesi aşaması olan “Eski Yunan Demokrasisi”;

(ııı) anayasaya bağlı olarak özgürlüğün yeniden bütünleşme aşaması olan “Anayasa Monarşisi”.

Burada özellikle değinmek isterimki : (Hegel, 1. Durak diye tanımladığı Oryantal monarşi için Osmanlı İmparatorluğunu örnek göstermiştir. Türkleri de içine aldığı bu evrensel tarihin bu aşamasını Doğu Dünyası diye belirler. Ona göre Doğu Dünyası iç farklılıklar göstermez ve duyusal bağlarla bireyler birbirine bağlanmıştır.

Hegel ‘e göre Devlet’te dahi zihin öteki zihinlerin varliğıyla sınırlandırılmış durumdadır. Bu nedenle özgürlüğün edinim sürecinde son bir aşamanın daha katedilmesi gerekmektedir. Bu son aşama zihnin sanatta, dinde ve felsefede salt kendisini kendisi olarak düşünmesidir. Sanatta zihin, ortaya konan sanat yapıtında kendi üzerine sezgisel düşünümünü gerçekleştirir; bu anlamda sanat dallarının gelişimi saltık düşüncenin ya da zihnin sanat yapıtında kendisini ne denli gerçekleştirdiğine bakılarak değerlendirilecek bir konudur.

Hegel’ie göre insan da akıl devleti dediği anayasal monarşide özgür olacaktır. Hegel’in sözünü ettiği bu devletler, aynı zamanda  Avrupa devletleridir. Dolayısıyla tarih bu   devletlere doğru evrilmektedir. Bu nedenle özgürlüğün nesnelleştiği ülkelerin öteki ülkeleri sömürmesi, tarih dışı kalmış toplumlara yönelik  militarist uygulamalara girişmesinde bir sorun olmayacaktır, çünkü onlar tarih dışı kalmış, özgür insanın hizmetinde olan öteki canlılar kadar önemli olacaktır.  Hegel’e göre uygar uluslarla barbar kavimler aynı haklara sahip görülemezler. Hegel’in bu tartışma yaratan görüşüne göre özgür uluslar , ilk aşamada kalmış olan devletlerin bağımsızlığını biçimsel olarak görebilir ve bu gerçeklenmiş bir dogru olmadığı için bunu kaldırmalarından dolayı vicdan sorunu yaşamazlar. Barbarlara yönelik savaş, evrensel tarih için anlamlıdır ve yapılması gerekir. Dolayısıyla Hegel’e göre   onun ideallerine göre yönetilen ülkelerin dünyaya egemen olması gerekir. Bu egemenliğin önünde direnenlerin kaldırılması da evrensel tarih açısından gerekir. Nasıl ki,  insanı oluşturan evrimin bir durağı olan zararlı canlıları öldürmek, onları insanın hizmeti için kullanmak vicdanı rahatsız etmezse, tarih dışı kalmış toplumların sömürülmesi veya kötü uygulamalara  tutulması da sorun olmayacaktır.

Sonuç

Hegel aydinlanma doneminin ruzgariyla, akli ve dusunceyi idealist bir yaklasımla kurduğu yapının köşe taşları halinde sunmuştur.  Gelismis devlet anlayislarinin kohnemis olanlari savasla yoketmesine ılımlı bakmasi sebebiyle de militarist oldugu çeşitli zamanlarda söylenmiştir. Marx’a göre Hegel Felsefenin sürekli tartışılan sorunlarının fasit dairesinin dışına çıkmak için, felsefede ilk olmak üzere  tarihin önemine dikkat çekmiştir.  Etkisi , hem onu takdir edenler (Sartre, ve Marx ) hem de acımasızca eleştirenler (Schopenhauer, Nietzsche, ve Schelling) gibi çok geniş bir yelpazede olmuştur.  Kendisinden sonra Hegelcilik adıyla yayılan felsefî sistemi Varoluşçuluk, Marksizm, Olguculuk ve Analitik felsefe gibi birbirinden çok değişik akımların gelişmesini etkilemiştir.

 

This entry was posted in Unsorted and tagged . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s