Sonun Başlangıcı: İnebahtı (1.Kısım)

Tarih benim için her zaman saatlerimi düşünmeden gömdüğüm bir ilgi alanı oldu. Okumayı en çok igilendiğim konulardan bir taneside Osmanlı İmparatorlugunun 14 ve 16. YY arasındaki durumu. Bu dönemde geçen İnebahtı savaşı’nı her zaman  Osmanlı İmparatorluğunun Duraklama Dönemine Girişi için bir Başlagınç Noktası olarak görürüm.

Bu yazımda bu savaşa dair okuduklarımdan çıkardığım bazı noktaları ortaya dökmeye çalışacağım.

1. Sonun Başlangıcı : İnebahtı

16 YY’dan  kalan kitaplarda mutlaka bir İnebahtı resmi, en azından küçük bir referans olarak yer alır.  Benim en ilginç bulduğum referans ise 17 YY başında bir Japon ressam tarafından yapılarak Portekizlilere armagan edilen bir resim. Kendisini göremedim ama  ressamın dünyanın öbür ucunda olan bu savaşı nasıl canlandırdığını merak ediyorum.

Savaşın cereyan ettiği yer, bugün Yunanistan’In güney ucunda yer alan, çoğu deniz savaşının cereyan ettiği satıh gibi , bu savaştan önce adı pek bilinmeyen, sonrasında da başladığı kayda değersizliğe dönen, bir bölgedir. İşin ilginç yanı bu savaşa katılan yada katılmayan her taraf farklı bir isim verir, İtalyanlar için Curzolaris, Türkler için İnebahtı, savaşı  bir kaç bin kilometre uzaktan izleyen İngiliz tarihçiler için ise Lepanto.

İnebahtı savaşı Türk kaynaklarında adeta ne kadar az yer verilen ve ne kadar üstün körü  geçilen bir vaka ise,  Hristiyan dünyasında ise o kadar fazla yer verilir. Kaynakların historiografi açısından güvenilirliği ise vasatidir. Özellikle Hristiyan kaynakları , belkide haklı olarak , bu zaferin kesin ve kusursuz bir zafer oldugunu yazar – durum böyle olunca savaşın cereyanına dair detaylar zamanın tarihçileri için bazı karekterlerin öne çıkartılacağı ve kahramanlaştırılacağı bir edebi eser haline gelmiştir.

2.Savaşın Öncesi

İnebahtı Savaşının sonuçlarını kavramaya başlamak için savaşın sebeblerini ve dahada önemlisi tarafları bu savaşa getiren durumu incelemek lazım gelir. Bunun içinde belki ilk olarak yapılması gereken , söz konusu olan zaman içinde tarafların içinde bulunduğu durumu incelemektir. Bu şekilde hem savaşın sebeblerini anlamak hemde sonuçları konusunda yorum yapmak daha kolay olacaktır.

15 ve 16 YY içinde Akdeniz Havzası ve Avrupa

16. yüzyıl   Avrupa’sındaki en belirgn özellik belki  modern bilimlerin temellerinin atıldığı, bilimde rönesansın başladığı bir toplumun belirtileridir. Bu yüzyılda, daha çok ressam ve heykeltraş olarak bilinen Leonardo Da Vinci hemen hemen her konuda ( askeri olanlarda dahil ) çalışmalar yapar; yüzyıl sonra Harvey’in kesin olarak tespit edeceği kan dolaşımı konusunda incelemelerde bulunur; astronomi ve mekanik bilimine giriş yapar. Bu büyük deha; simya, astroloji ve büyünün (11.yüzyılda El Birunî’nin de söylediği gibi) faydasız, boş bir aldatmaca olduğunu da açıkça belirtir. Bence en etkileyici olan ise , Kopernikin astronomi alanında ilk büyük buluşunu ortaya koymasıdır; “bütün gök cesimlerinin güneş çevresinde  döndüğünü” ispat eden Copernic Rönesasın  belkide Da Vinci kadar büyük bir sembolüdür.

Avrupadaki gelişmeler sadece bununla kalmaz ; Alman olan Nürenbergli Albrecht Dürer, insan üzerinde anatomik incelemeler yapar, İsviçreli Parecelsus, kimyasal maddeleri nasıl oluşturulabileceğine dair araştırmalarına yayınlar.  Bu örneklere dikkat edilirse bunlar sadece günlük hayatta değil özellikle askerlik alanında kullanılabilecek pratik bilgilerdir. Bu bilgilerin Avrupa askeri kurumlarına girmesi adeta anlık olur.

Avrupa’da   16. yüzyılda bilim ve fikir insanlarının kitapları, Avrupa’da, yüz yılı aşkın bir zamandır matbaalarda basılıyor; insanlar ‘bilginin’ gücüyle donanmaktdır.

Askeri tarih perspektifinden bakıldığında 15 ve 16 YY bilimin Askerlik sanatına girdiği zaman dilimidir. Artık ordular giderek  derebeyinin ‘şan ve şerefi’ için savaş meydanlarına gönderilen lojistik destekten yoksun ve sadece sayı olarak değerlendirilen bir güruh değil, eğitimli, düşmanını yoketmek net ve kesin amacı ile ortaya çıkan, sadakatı bağlı olduğu derebeyine değil, onları bir arada tutan bir ideal ugruna bir araya gelen bir özellik kazanmaya  başlamaktadır. Tarihte en çok bilinen örnek 17 YY Oliver Cromwell’in Yeni Düzen Ordusu olmuşsada kıta avrupasında çok daha önceden Kuzey İtalyan Pavia’nın ordusu , Orta avrupadaki Landsknecht  ve İspanyolların Tercio’ları üzerinde ciddi akademik çalışmaların yapıldığı askeri formasyonlardır.  Doğal olarak bu formasyonların uyguladıkları taktik ve alet oldukları stratejilerde akılcı bir yapıdan gelmektedir. Sonuç olarak 16YY Avrupasında askerlik artık   mantık temellerine dayanan bir meslektir.

Bütun bunların yanında aynı bölge politik olarakda çok hareketlidir;

Kıtada 15YY’da fitili ateşlenmiş olan dini savaşlar olabildiğince hararetle devam etmektdir. Luther’in başlattığı reform hareketi, başta Almanya’da mezhep kavgalarının çıkmasına neden olmuş ve giderek genişleyen bu çatışmalar tüm avrupada etkisini hissettirmiştir. Bir yanda İspanya ağırlık merkezindeki Katolikler öbür yanda ise İngiltere – Fransa ve Almanya’daki protestanlar ‘ölümüne’ diye tabir edilebilecek bir çekişme yaşanmaktadır. Doğu’da Osmanlı imparatorlugunun akıncı hafif süvarileri Orta Avrupa’nın köylerine kadar ulaşıp yağmalayabilemektedir.

Avrupa’nın bölünmüşlüğü o kadardırki, kendileri için 16. yüzyılın ortalarında Osmanlılar, Macaristan’ı ele geçirerek Almanya içlerine kadar ilerlerleyip kullandıkları topçuluk teknolojisinin altyapısını İtalyan tüccarlar sağlar.  Güney’de ise Osmanlı’ların emrinde çalışan korsan filoları kanarya adalarına kadar akınlar düzenlerken kullandıkları haritalar İngiliz tüccarlarından alınmıştır.

16 YY ortasında bir tarihçi büyük bir ihtimalle Osmanlı imparatorlugunun cokda uzak olmayan bir gelecekte bir Avrupa devleti olabileceğini yorum yapabilir. Ancak bu YY’ sonlarına doğru çok değişecektir.

1565’te göreve gelen Papa II. Benedict  Hristiyan dünyasına bir çağrıda bulunur, düşmanlar tarafından kuşatılmışlardır ve bunlara karşı ‘Hristiyanların’ bir birlik olması gerekmektedir. Öncelik değerlendirmesi yapıldığında ortak en büyük düşmanın kim olduğu bellidir : Kıta avrupasına giderek doğudan ve güneyden sokulan  Osmanlı İmparatorlugu. Her açıdan karşısında yer alan bu ‘tehlikenin’ bertaraf edilmesi, yanlış yorumlamadan kaynaklanana tehlikeden çok daha önemlidir. İttifak’ın düşmanı nasıl angaje edileceği tartışılırken 1570’de gelen bir haber kararın alınmasını kolaylaştırır; Kıbrıs Osmanlılar tarafından alınmıştır. Papa bu haberi çok iyi kullanır ve o ana kadar bir ittifaka katılmakta hep ayak direyen İtalyan devletlerinin yardımınıda alarak savaşa giden yolda ilk adımı atar.

Osmanlı İmparatorluğu

Aynı zaman periodu içine bakıldığı zaman Avrupa politik olarak ne kadar karışık ve karamsar bir durumda ise Osmanlı imparatorlugunda hersey , en azından dışarında bakıldıgında o kadar sorunsuzdur. 15 YY başına kadar Osmanlı İmparatorlugunun askeri alanda yükselişi çok hızlı olduğu konusunda sadece Türk tarihçiler değil , Avrupa kaynaklarıda aynı düşüncedir.

Zamanın perspektifinden bakıldığı zaman Osmanlı imparatorlugunun bu hızlı gelişiminin sebeblerini saymak bu basit çalışmanın kapsamın dışındadır ancak genel olarak belirtmek gerekirse belkide ne büyük sebeblerden bir tanesi Osmanlı devletinin bu hızlı gelişmesinin arkasında devraldıgı zengin temeller ve kendisinin Orta Asya’dan getirdiği enerjik yapı sayılabilir;  9 ve 10 YY’dan itibaren amansız nomadik saldırılarak cevap veremez duruma gelen Dogu Roma 1453’te son nefesini verene kadar o zamana kadar bir göçer toplum olan Osmanlı’ya bir devlet kültürü oldugu kadar bir devlet altyapısıda saglamıstır.

Osmanlı batıya dogru ilerledikçe kazandığı topraklarla beraber devraldıgı bu altyapıyı sonraki 2 – 3 Yüzyıl boyunca başarılı bir şekilde işletmesini bilmiştir. Bu altyapının devinimi ise yine devletin egemenliği altında olan topraklardan toplanan insan kaynagının en iyi şekilde kullanılması ile olmaktadır. Bir kaç yüzyıl sonra gireceği çökme döneminde ne kadar modern temellere kulaklarını ve gözlerini tıkamış bir yapı varsa bu ilk yıllar işe yaraması koşulu ile her türlü metod ve yaklaşımın en kısa zamanda içeriye uyarlandığı zamanladır. Örnek verilmesi gerekirse bugünkü Macaristan’daki husit ordularının kullandığı atların çektiği arabalara top yerleştirmek ve bunları orta ve batı avrupanın agır zırhlı süvarilerine karşı kullanmak düşüncesi sadece 10 yıl gibi kısa bir sürede Osmanlı’da yer etmiştir.

Osmanlı donanmasının durumuda aynı şekilde olmuştur ; İstanbul’un alınışında küçük çektirilerden oluşan donanma, özellikle 2. Mehmetten  itibaren donanma komutanları arasına denizcilik geleneği olan toplumlardan alınan liderler sayesinde oldukça güçlenmiştir.

Bir sonuç olarak Fatih döneminde Osmanlı Devleti, bölgesinin en önemli gücü olmuştur ve sınırları içinde o zamanlar için ekonomik değeri yüksek olan ticaret yolları mevcuttur.

Öte yandan Fatih’in uygulamaya koyduğu Kanunnâme ileride çok farklı etkileri olacak bir değişimi haber verir. Çünkü Fatih’in ortaya kanun derlemesi (Kanunnâme-i Al-i Osman), Teokratik uygulamaların en çok kendini hissettirdiği ve hukuki yaptırıma dönüştürdüğü önemli bir kanun derlemesidir.

Devam eden Yavuz Sultan Selim dönemindeki dinsel uygulamalara baktığımızda Safevi-Osmanlı mücadelesi dini uygulamaların içeriğini belirlediği söylenebilir. Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki mücadele bir hakimiyet savaşı olduğu gibi aynı zamanda Sûni İslam ile Şii İslam’ın çekişmesi olduğuda ortadadır. İran ve Osmanlı arasındaki savaşlar Osmanlıların askeri zafeleri ile bitse ve Anadolu’da Sünni İslam siyasal olarak egemen olsada fakat Osmanlı padişahları için Sünni Dünyasının egemenliği  Mısır merkezli başka bir Sünni devlet olan Memluklerinde ortadan kaldırılması ile  gelmiştir.  Halifeliğin Osmanlı’ya geçmesiyle Sünni İslam’ın dini lideri Osmanlı Sultanı olmuştur.

Bunun doğal sonucu olarakta Osmanlı devleti artık kendi coğrafyasında yaşayan tüm Müslüman zümrenin İslam şeriatına göre yaşamasını sağlamak zorundaydı. Bunun sonuçları kendilerini belli etmekte gecikmeyecekti : Sünni İslam kendini giderek hukuk ve devlet yönetime entegre edebilir duruma gelmeye başladı. En azından o ana kadar dini hayat ile siyaset birbirinden ayrılmış gibi görünsede 15 YY sonundan itibaren giderek artan sünni İslam doktrinasyonu yüzünden artık birbirinde ayrılmaz kavramlara dönüşmüştür. Bu durum bizim için Osmanlı Devletinde dinin siyasi ve hukuki yaşamda artan etkisinin başlamasına dair  önemli bir kanıttır. Ayrıca bu gelişme ile, bundan önce sosyal hayatta yapılan bazı dinsel uygulamaların artık somut yaptırımlar şekline dönüşmeye başlamıştır.

Bir başka sonuç olarak Osmanlı’da  devlet İslam’ın Sünni mezhebine göre örgütlenmiş, nüfusun yüzde 40’ını oluşturan gayrimüslimler (Hıristiyan ve Yahudi) ile Sünni olmayan Müslümanlar çok özel durumlar dışında devletin dışında tutulmuşlardır. Sünni İslam, şeyhülislamdan başlayarak, medreselerden kadılara kadar devlet içinde örgütlenmişken, diğer inançlar dışarıda bırakılmıştır.

Birbirleri ile savaşa hazırlanan 2 tarafa bakıldığında hemen hemen her konuda birbirlerinden farklı olduğu aşikardır. Osmanlı imparatorlugu devraldığı bizans devlet kültürünü sünni bir teokrasi ile değiştirmeye başlamış öte yandan Avrupa ise kendini Ortaçağın karanlıklarından kurtarıp akılcı ve hümanist bir düzene geçmeye başlamıştı.

3. Savaşa giden yol

Savaşı Getiren Olay

İnebahtı savaşını getiren görünüşteki en net sebebi aslında Kıbrıs adasının Osmanlılar tarafından alınmasındır. Kıbrıs adası O zamana kadar Venediklilerin elinde olan ve oldukça hareketli Mısır-İstanbul deniz ticaret yolu üzerinde önemli bir engeldi. Ada Venedik elinde bulunuyor, adada yuvalanan, Venedik desteğindeki Hristiyan korsanlar sık sık ticaret ve hacca giden gemilere saldırılar düzenliyorlardı.

Kıbrıs  1569’da II. Selim zamanında Kıbrıs’ın, vaktiyle bir Müslüman ülke olduğu gerekçesiyle fetva alınıp savaş açıldı. Kıbrıs’ın önemli merkezleri Lefkoşe ve Magosa, zorlu mücadelelerden sonra  fethi tamamlandı sonra Kıbrıs, beylerbeylik haline getirildi (1570- 1571).

Osmanlılar’ın Kıbrıs adasını almaları, belkide başka bir zamanda olsa büyük bir tepki uyandırmazdı. Fakat alındığı esnada Papa tarafından oluşturulmaya çalışılan İttifak’In perçinlenmesi için çok iyi bir gerekçe yarattı. O ana kadar bu ittifaka ciddi bir katkı yapmayan İtalyan devletleri bunun üzerine ittifak donanmasının oluşturulması için ciddi katkılarda bulundular. Ek olarak Papanın propagandası o kadar etkili olduki Kıbrıs’ın hiç bir önem teşkil etmediği Orta Avrupa’da büyük tepkilere yol açtı. Bunun sonucu olarak Papa, İspanya kralı ve Venedik dukası, Osmanlılara karşı birleşmeyi kabul ederek 15 Mayıs 1571 imza ile de onayladılar.

Kutsal ittifak adı verilen bu antlaşmayı, Osmanlılar, Sultanın yakın arkadaşı ve danışmanlarından olan Josef Nasi’ye ait olan örgüt sayesinde gizlice öğrendiler.

Osmanlı Hazırlıkları

Osmanlı Dîvanı’nda, bu tarihlerde, bazı görüş ayrılıkları yüzünden anlaşmazlık vardı. Bu durum, alınacak tedbirleri durduruyor, Donanmayı Hümayun amiralliğinin, Preveze’den yazdığı yardım isteklerini cevapsız bırakıyordu.

Sonunda Dîvan,  Hristiyan ittifakının karşısına bir donanma ile çıkma konusunda karara vardı. Ancak yönetimin kimde olacağı konusunda ciddi bir  anlaşmazlık yaşandı : dahaönce Kıbrıs ve Yemen seferlerinden isteği kadar kişisel beklentisi karşılanmamış olan Lala Mustafa Paşa burada devreye girerek, kendisine yakın olan birisinin Osmanlı donanmasının başına geçirilmesi konusunda diretti. Sonuç olarak   bir kara ordusu kumandanı olan Müezzinzade Ali Paşa bu göreve getirildi.

Öte yandan Lala Mustafa paşanın bu hareketine karşıl Sokollu’da, bu donanmayı durdurmak görevini de gene bir kara ordusu kumandanı olan Pertev Paşa’ya verdi.

Bu 2’li durum Hristiyan donanmasının açık ve net emri ile tabana çelişiyordu. Pertev ve Müezzizade birbirleri ile paylaştıkları tek şey savaşın başlarında Merkez Cephe içinde canlarını vermeleri idi. Sefer devam ederken gidişat ile ilgili olarak profesyonel denizci komutanların fikirleri nerede ise hiç alınmamıştır. Sonuçta donanmanın yaptıgı her hareket ciddi tartışmalar ve oy birliği olmadan alınmış kararlar ile alındı.

Avrupa Hazırlıkları

Osmanlılara karşı meydana getirilen Haçlı donanmasının başına,  Hollanda genel valisi Don Juan (Avusturyalı Johann) getirildi. Venedik donanmasının başında Vaniero, Cenevizlilerinkinde Giovanni – Andrea Doria, Papalık donanmasında da dük Marco Collonna vardı.

İttifak donanması ve Osmanlı donanmasının arasında çok dikkat çekici farklılıklar vardı. Ben burada zaten tarihçiler tarafından sıkça ve artık mükemmel şekilde bilinen askeri teknolojik farklılıklara daha fazla deginmek istemiyorum ama kardeş sofrasında uzun uzadıya konuşabilirim. Bunun yanında  savaş için yapılan hazırlıkları karşılaştırıldığında çok ilginç noktalar ortaya çıkar :

Osmanlı donanmasının emirleri her ne kadar karışık ve birbiri ile çelişiyorsa İttifak donanmasının emirlerinin  o kadar açık ve net olması idi.

Donanmanın yönetimi belirlenirken, belli bir güçler dengesi tutulmakla beraber özellikle kuvvet komutlarının tecrübeli kimseler olması şart koşulmuş idi.

Savaş

Savaşın kendisine dair yazılmış bir çok kitapta çok detaylı bir şekilde nasıl 3 saat içinde İttifak donanmasının büyük bir zafer kazandığı ve Osmanlı donanmasının sadece bir avuç gemi ile geriye döndüğü yazılmıştır. Bu çalışmanın kapsamında savaşın detaylarına girmeyi istemiyorum ancak yinede yukarıdaki satırlarda belirttiğim bazı gelişmelerin savaşın taktik detayları içindeki izdüşümünü burada sizinle paylaşmak istiyorum.

Her 2 donanmanın askerleri eşit derecede ve cesur olsa, askeri tarihçiler şu noktalardan dolayı İttifak donanmasının zaferinin adeta kesin oldugunda birleşirler:

–      İttifak donanmasının gemi teçhizatlarının teknolojik olarak daha gelişmiş olduğu, özellikle deniz topçuluğu konusunda Osmanlı donanmasının ciddi olarak geride kalmış olması.

–      Bu gibi savaşlarda sonucu belirleyen çok yakın mesafede yapılan çatışmalardır. Bu konudada ateşli silahların kalitesi ve askerlerin çoğunun zırhlı olması İttifak donanmasının askerlerine ciddi bir taktik  avantaj sağlamıştır. Ek olarak savaşın ilk yarım saatinden sonra Osmanlı donanmasında küçük ateşli silahlar için cephanenin kalmaması, Hristiyan tarihçileri bile hayrete düşürmüştür.

–      Özellikle giderek artan deniz topçuluguna karşı gemi inşasındaki gelişmelerden Osmanlı donanmasının pek etkilenmemesi özellikle savaşın başında ciddi hasar almasına ve savaş planlarının bozulmasına yol açmıştır.

Savaşa giden 2 tarafın komutanlarının savaşa nasıl yaklaştıklarını göstermesi açısından, Müezzinzade’nin gemisini ele geçiren İspanyollar gemide Müezzinzadenin tüm servetini bulmuşlardır; zira Müezzinzadenin düşüncesi savaşın olumsuz sonuçlanması halinde Cezayire kaçmaktır. Bunu yapacak fırsatı olmamış olsada, düşünmüş dahi olması Osmanlı devletinin en güçlü donanmasının başına geçirdiği komutanın profesyonelliğinin seviyesi konusunda oldukça iyi bir kanıt oluşturmaktadır.

Belkide İnebahtı tüm bu özelliklerinden dolayı Osmanlı’ının bundan sonra sık sık karşılacağı katastrofik yenilgilerden ilkidir.

This entry was posted in Unsorted and tagged . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s